Topun Hikâyesi: Bir Fenerbahçelinin Çocukluğu ve Mahallede Büyüyen Umut
Yıllar önce bir Fenerbahçeli çocuktu bu adam… Şimdi otuz dokuz yaşında. Ama o günleri unutmadı hiç. Mahallenin bakkalının önünde naylon bir top sözü verilmişti ona. “Yarın gelir,” denmişti. O top bir türlü gelmedi. Bekledi günlerce… Çocuktu o zamanlar, dokuz yaşında. Yine de inandı, çünkü çocuklar inanmaya meyillidir.
Sonra bir gün, büyük bir abi “Tamam abi, sen Fenerbahçelisin ya,” dediğinde, topu kaptı. Hem topu hem de umutları. Küçücük bir mutluluktu, ama içinde bir dünya saklıydı.
Geçen yıllarda Fenerbahçe nice şampiyonluklar kazandı belki… Ama 11 yıldır bu hasret sürüyor. Gerçek mesele şampiyonluk değil aslında. Asıl mesele, o topun temsil ettiği şeydi: Umut, aidiyet, paylaşmak ve sevgi.
Geçtiğimiz günlerde oldu bu olay. 14-15 yaşlarında üç genç geldi, halı sahada top oynamak istediler. “Topu bahçeye bırakın, sonra alın,” dedim. Öyle de yaptılar. Ama sonra o top kayboldu. Bahçenin köşesinde, çiçeklerin arasında yok olup gitti sanki.
Bir hafta geçti… Bu kez sekiz yaşlarında bir çocuk elinde o topla geldi. “Neden aldın?” dedim. “Abiler verdi,” dedi. İçim burkuldu. “Üzülmesin bu çocuk,” diye düşündüm.
Ama altı gün sonra, o top halı sahadaydı yine. Karşıma yine üç çocuk çıktı.
— “Topu nerede buldunuz?” diye sordum.
İçlerinden biri gözlerime baktı:
— “Kimin çocuğusun sen?” dedim.
Bir an duraksadı. Sonra cevap verdi:
— “Tanıyorum seni… Hüseyin Başaran!” dedi.
Donup kaldım. Meğer o eski topu verdiğim çocuk, yıllar sonra kendi oğluyla çıkmıştı karşıma. Zaman öyle hızlı geçiyor ki… Gülümsedim:
— “Babana selam söyle,” dedim.
Ama hikâyenin asıl özü başka yerdeydi. O çocuklara şunu söyledim:
— “Bundan sonra bir şey bulursanız, ister top olsun, ister başka bir şey, zabıtaya, polise ya da büyüklerinize teslim edin.”
Çocuklardan biri sordu:
— “Fenerbahçeli misin?”
— “Evet,” dedim.
— “Top artık senin,” dedi.
O an sustum. Çünkü zaten o topu, en başından beri onlara vermek istiyordum. Mesele top değildi. Mesele, kalpte yer eden duygulardı. Saygıydı, güven duygusuydu, paylaşmaktı. Belki bu küçük olay, onlara kısa bir yaşam dersi oldu.
Ve belki de… Bir top, bir mahallenin nasıl yeniden birbirine bağlandığını anlatır en güzel şekilde.
Saygılarımla,
Hüseyin Başaran
