Doğaya Saygı, Kendimize Saygıyla Başlar

 

Birkaç saatliğine şehirden uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak, pek çok insan için bir kaçış, bir nefes alma biçimidir. Ancak ne yazık ki bu kaçışların ardından doğada kalan izler, insanın doğaya bakış açısını acı şekilde ortaya koyuyor. Piknik alanlarında, sahillerde, dağ yollarında ve hatta milli parklarda bile yerlere atılmış plastik şişeler, yiyecek ambalajları, izmaritler görmek artık şaşırtıcı olmaktan çıktı. Çünkü bazı insanlar, doğayı bir çöplük gibi kullanmaktan çekinmiyor.

Bu durum sadece çevre bilincinin eksikliğiyle açıklanamaz. Çünkü bu tablo aslında çok daha derin bir sorunun yansımasıdır: Kendine saygısı olmayan insanın doğaya da, başkasına da saygısı olmaz.

Bir insan düşünün ki yediğini, içtiğini gelişi güzel yere atıyor. Yanında oturan bir başka insanı rahatsız etmeyi umursamıyor. Hayvanların, bitkilerin yaşadığı alanı kirletmeyi hak görüyor. Bu, sadece doğa sevgisinden uzak bir birey değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın gereklerini içselleştirememiş bir bireydir.

 

Doğa, Bizim Değil; Biz Doğanın Bir Parçasıyız

Doğa, sadece gezip görmek için gittiğimiz bir alan değildir. O, bizim yaşam kaynağımızdır. Suyumuz, havasımız, toprağımız doğadan gelir. Onu kirlettiğimizde aslında kendi yaşam alanımızı, kendi sağlığımızı ve geleceğimizi tehdit ediyoruz. Kısacası, doğaya saygısızlık, bumerang gibi dönüp bizi vuruyor.

Doğada çöplerini bırakan biri, farkında olmadan şu mesajı veriyor: “Ben bu dünyanın bir parçası değilim. Benim sorumluluğum yok.” Oysa bu dünya hepimizin ve onunla ilgilenmek, korumak zorundayız.

 

Çözüm Nerede Başlar?

Eğitim şart diyoruz ama bu sadece okullarda verilen çevre dersleriyle olacak iş değil. Asıl eğitim, ailede, sokakta, parkta başlar. Çocuğun yanında yere çöp atan bir ebeveyn, ona kitaplarla çevre sevgisi aşılamaya çalışsa da samimiyetini kaybeder. Rol model olmak, bu konuda en etkili eğitimdir.

Ayrıca sadece bireysel farkındalık da yetmez. Belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler; bilinçlendirme kampanyaları düzenlemeli, cezai yaptırımları uygulamalı ve atık yönetimini daha etkin hale getirmelidir.

Sonuç

İnsan, önce kendine saygı duymayı öğrenmeli. Kendi evini temiz tutan bir birey, doğayı da temiz tutar. Başkalarının hakkına, yaşam alanına saygı duyan biri, doğanın da bir yaşam alanı olduğunu kavrar.

Doğayı sevmek sadece ormanda yürümek, güzel manzaralar paylaşmak değildir. Asıl doğa sevgisi, çöpleri yere atmamak, iz bırakmadan gitmek ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğunu taşımaktır.

Unutmayalım: Biz doğaya değil, doğa bize muhtaç değildir.