Reklam
DOLAR: 7.18 TL
EURO: 8.51 TL

Ayasofya 1500 Yıllık Kazıklar Üzerinde!

25 Temmuz 2020
123 kez görüntülendi

Ayasofya 1500 Yıllık Kazıklar Üzerinde!

Ayasofya 1500 Yıllık Kazıklar Üzerinde!

tarih: Ocak 26, 2011

Dünyanın en eski katedrali olan Ayasofya, Bizans imparatoru Justinianus tarafından 1500 yıl önce yaptırılmıştır. Bu yaşta ve bu ebatta günümüze gelebilmiş ender eserlerden biri olan Ayasofya, 916 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu’nun prestij yapısı ve Ortodoks dünyasının merkezi “Büyük Kilise” olarak anılmış; 481 yıl İslam dünyasının ve Osmanlı İmparatorluğu’nun “Büyük Cami”si olarak kullanılmış; ve halen Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli “müze-yapı”sı olarak dünyanın her tarafından gelen ziyaretçilere açılmıştır.

Büyük ve görkemli kubbesi devrin mucizesi olarak nitelendirilen Ayasofya’nın ağırlığını, 40 tanesi aşağıda, 67 tanesi yukarıda olmak üzere 107 sütun taşımaktadır. Bina zemininin altındaki geniş sarnıçlara dönemin kazıklı temelleri oturtulmuş ve bu kazıkların üzerine fil ayakları dikilmiştir.

1500 yıldan beri sağlam kazıklar üzerine yükselen Ayasofya dünyanın 8. harikalarından biri sayılmaktadır.


Mimari
Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır. Ayasofya, her şeyden önce boyutu ve mimari yapısıyla önem taşır. Yapıldığı dönemin dünyasında hiçbir bazilika planlı yapı Ayasofya’nın kubbesinin boyutundaki bir kubbe ile örtülebilmiş ve böylesine büyük bir iç mekâna sahip değildi. Ayasofya’nın kubbesi Roma’daki Panteon’un kubbesinden küçük olmakla birlikte Ayasofya’da uygulanan yarım kubbe, kemer ve tonozlardan oluşan karmaşık ve sofistike sistem, kubbenin çok daha geniş bir mekânı örtebilmesini sağlayarak kubbeyi daha etkileyici kılmaktadır. Taşıyıcı olarak beden duvarlarına oturtulmuş önceki yapıların kubbeleriyle kıyaslandığında, sadece dört payeye oturtulmuş bu denli büyük bir kubbe mimarlık tarihinde gerek teknik, gerekse estetik bakımdan bir devrim sayılmaktadır.

Pierre de Gigord Collection of Photographs of the Ottoman Empire and the Republic of Turkey, 1850-1958

Ayasofya Camii

Orta nefin yarısını örten ana (merkezî) kubbe, doğu ve batısına eklenen yarım kubbelerle çok geniş bir dikdörtgen biçimli iç mekân yaratacak şekilde öylesine genişletilmiştir ki, zeminden bakıldığında, gökyüzüne asılı gibi duran, tüm iç mekâna hakim bir kubbe olarak algılanır. Doğu ve batı açıklıklarını kapatan yarım kubbelerden de daha küçük yarım kubbeli eksedralara geçiş yapılarak sistem tamamlanmıştır. Küçük kubbelerden başlayarak ana kubbe tacıyla tamamlanan bu kubbeler hiyerarşisi antik zamanlarda örneği görülmemiş bir mimari sistemdir. Yapının bazilika planı dahice tümüyle “gizlenmiş” durumdadır.

Ayasofya Camii

İnşa sırasında duvarlarda tuğladan ziyade harç kullanılmış ve kubbe yapı üzerine kondurulduğunda kubbenin ağırlığı alt kısmı nemli kalmış harçla oluşturulan duvarların dışa doğru bükülmesine yol açmıştı. 558 depremi sonrasında yapılan ana kubbenin yeniden yapımı sırasında genç İsidorus kubbeyi taşıyabilmeleri için önce duvarları yeniden dikleştirmiştir. Bütün bu hassas çalışmalara rağmen kubbenin ağırlığı yüzyıllarca bir problem olmaya devam etti, kubbenin ağırlık baskısı binayı bir çiçeğin açılması gibi dört yanından dışa doğru açılmaya zorluyordu. Bu problem de binaya dışarıdan istinat unsurlarının eklenmesiyle çözüldü. Osmanlı döneminde mimarlar bir binada kayma olup olmadığını anlamak için ya yapımı sırasında elle döndürülebilecek küçük bir dikey sütun eklerlerdi ya da duvardaki 20-30 santimetrlik iki sabit nokta arasına cam yerleştirirlerdi. Sütun artık döndürülemediğinde veya sözkonusu cam çatladığında binada kaymanın belli bir dereceye geldiği anlaşılmış olurdu. Ayasofya’nın üst kat duvarlarında ikinci yöntemin izleri halen görülebilir. Döndürülen sütun ise Topkapı Sarayı’nın harem bölümünde mevcuttur.

İç yüzeyler tuğla üzerine çokrenkli mermer, kırmızı ya da mor porfirler ve yapımında altın kullanılmış mozayiklerle kaplıdır. Bu, geniş payelerin daha ışıklı ve kamufle olmasını da sağlayan bir yöntemdir. 19. yüzyılda restorasyon çalışmaları sırasında bina dıştan Fossati tarafından sarı ve kırmızı renklere boyanmıştır. Ayasofya, Bizans mimarisinin başyapıtı olmakla birlikte, pagan, Ortodoks, Katolik, İslam etkilerinin sentez olduğu bir yapıdır.

Ayasofya Camii

ANKRAJ AYA SOFYA DALGIÇ POMPA DIP TARAMA DIZEL ÇEKIÇ FORE KAZIK HAGIA SOFIA HIDROLIK ÇEKIÇ İKSA JET GROUTING KAZIK MAKINASI MINI KAZIK TELEHANDLER VIBREX KAZIK VIBROLANCE

ERKE GRUP  HAMDİ KAYA

İŞİN TEMELİNDE BİZ VARIZ

Reklam
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yukarı Çık